06 11 2009

4 KASIM 2009 GEBZE

4 Kasım 2009 günü, yazdan planladığım karakovana arı silkeleme işini yaptık. Asıl hedefim 12. aydı ama ömür olursa seneyede ocakta arı koyarız. Çoktandır doktorumu nasıl çalıştırım diyordum, hışırı duyunca nerdeyse sabahın köründe damladı::))
Hava gündüzün oldukça yağışlıydı ve bir ara yağmur dindi. Bizde hemen gidip arıyı silkeledik. Geçen senede arıyı silkeledikten üç gün sonra petek örülmeye başlamıştı. İlk gün yeni karakovanda petek işi olmuyor, arılar içersini propolist ve mumla kaplıyorlar. Arı ne kadar 3-4 çıta desekte 3 çıta ful ancak gelir. Çok kuvetli arı koyup işi birden bitirtirmek istemiyorum. Sonuçları hep birlikte görecegiz. Bu arada Muhteşem abinin bir sözü vardı, sen 12. ayda arı silkele ben 1. ayda silkelerim diyordu, hodri meydan, bana bir seferde muhalefet etme beyaw. Gerçi suç bende körükçüyü ezmez isen başına böyle püsküllü bela olur. Karakovan işini bitirdikten sonra eve geçiyoruz. Filim nasıl kesilir onu öğretecekmiş hava basacakya, sanki eskiden sinemalarda makinist ti.
eskiden makinistt diye bagırırlardı sinemalarda, olmadık yerleri kırpıp dururdu, ne günlerdi::)))
Yaşlılarla uğraşmak gerçekten zor. Güya bana ders veriyor, filim oynuyor, diyorki sesi sen buradan tekrar kayıt edebilirsin, ve örnekliyor. Ben filimde çıta çekiyorum, baksana bu ne biçim çıta çekiş, böyle kazmalarda arıcı oluyor gibide söylemleri filime yüklüyor.
Devamlıda hışır'a ne zaman gidiyoruz diye somadanda edemiyor.
İki kelam öğretecek burnumdan getirdi desem inanmayacaksınız.
Bereket akşam 8 gibi herkes geldide bu emeklinin nazlarından kurtuldum.


Bu hacıda doktordan aşagı kalır tarafı yok. Çok açmış ve başkalarını bekleyemezmiş ve açlık krizi tutarmış felan. Balık dokunur, domatez dokunur, meşrubat içemez, buda ayrı bir çeşit. Hacıya bu kadar şeyin haricinde birde ben alerji yapmaktayımışım.Tüm misafirler gelmeden tavugun başına kuruldu.
Uzaklardan gelen arkadaşımız için bir akşam toplanalım demiştik.
Birazda ani oldu ve bir çok arıcı hala gurbette, bu nedenle katılım azdı. Fakat telefonlada olsa her tarafı, akşamımıza karıştırdık.
Ben doktoru düşünüyorum aman ekmek yeme diye , diyorki ben ekmek yemeden doymam. Yav sen daha yeni rektefiye oldun, üç beyazdan uzak dur, yok, en sonunda ekmek kabına el koymak zorunda kaldım. Yemekler yenildi çay içmeye çıktık.
Kahvehanede çay içildi. Bu sıradada diplomayı Milas'tan ödünç isteyenler var. Milasta bizim arıcıların birisinin defransiyelde sorun varmıştı, olay birden nasıl olduysa ses tellerine dönüştü. Bazı arıcı arkadaşlar diploma, bazılarıda pansuman sırası bu gün bende diye yarışıyormuş.
Güzel bir akşamdı ve çok güldük.
Hatta birde degişik bir ata sözü daha öğrendim, hekimlerle hakimlere dikat edilecekmiş, çünkü Allah onların eline sizi ne zaman düşürecegini belli etmezmiş::=(((
Saim abi numune bir kavanoz taşımakta. Öyle güzel ambalajlanmışki. Kıvam derseniz baldan daha koyu duruyor.
Artık birazdan kahvehanede kapanacak ve kovulmadan bir resim daha alıyoruz. Bu kış daha kalabalık bir kaç organizazyon düşünüyoruz, uzun ve kısa menzilli olanlarıda var. Hiç umulmadık bir anda baskın yiyenler de olabilir, benden hatırlatması.
Bal şurubu, arıcı oldugumuzdanmı, yoksa başkasıda kavanozu görünce bal dermi bilemiyorum. Kavanoz ve kıvamı görüp etiketi bile okuyacagınızı zannetmiyorum. Birde yazmış emniyet etiketi açıksa almayın diye. Sanki içinde sihirli formül vardı da açılınca bozulacak. Gece 23:30 gibi herkes dagılıyor. İlerde bu beraberliklerin devamını diliyoruz.
Ali Yavaş, Gebze arıcılarından.
Kendisinin 70 kovan arısı varmış ve Kadıllı köyümüzde kışlıyor. Biz Milas'ta gezerken, İzmit arı yetitiricileri birliğinin genel kurulu vardı.
Karamürsel'den arıcı, Adem Yamak bana anaarı kafesi yollamış. Kafesleriniz itinayla test edilir::))
Kendisi hem arıcı hemde anaarı kafesi üretiyor.
Karakovana 4 kasımda arı silkelemiştik, ertesi günkü görüntü bu. Arı salkımda ve tavanı propolistle sıvamaya devam ediyorlardı.
Bu arada Gebze İlçe Tarım Müdürlüğü Arıcılık Kursunu başlattı. Arıcılık belgesi almak isteyenler bizim bölgemizden hemen katılabilir. Katılamayanlar başlayacak gurubun 20 kişi olmasını beklemek zorunda. İlçe tarımdaki arkadaşlar benim bal süzme makinasını ve degişik arıcılık malzemeleri alıp gittiler, egitimde kullanacaklarmış.

03 11 2009

KOVANLARIMIZIN BLOKESİ VE SONUÇLAR

Kovanların blokesiyle alakalı pek yayın oldugunu sanmıyorum. Zaten normal yayınlarında alayının yenilenmesi lazım. Kitap ve bilgiler şu anki arıcılıgın çok gerisinde. Bu bloke olayını yaklaşık bir iki sendir farketmeye başladım. Gittigim bir arılıkta arı ve kovanlara çok iyi bakılıp muamele edilmesine ragmen, görüntü bu muamele ve bakımı inkar ediyordu. Ben kendi kovanlarıma bu kadar güzel kek ve şurup veremiyordum, fakat benim kovanlarım daha güzel gelişmişti.Şimdi ki yazacaklarım, yaklaşık iki senelik bir gözlem ve yaşadıklarımı içeren yazı olacak, bloke ilerde kovan sönmelerinide beraberinde getiriyor. Sonra bir çok kişi hastalık yada başka sebebler arıyor.
Önce arının ömrünü bilecegiz, bu günkü yumurta, arı uçtugu sürece, 60 gün sonrası ölmüş arıdır. Arılarımız çalışırken devamlı ölürler, geridende hep dogarlar. Doğmalarda kesitler,yada kopmalar oluşursa sıkıntılar başlar, kovanların geriye gitmesi telafisi güç işler açar başımıza. Blokeyi bir kaç şekilde yaşayabiliriz.
Birincisi biz blokeye sebeb oluruz.
Baharda bizim hacı şurubu bol bulmuştu, kendi kovanlarını iyi kayırmış, onun sıraya bakmak istiyorum ben onlara baktım gerek yok diyor, bir gün iyice şüpelendim ne oluyor diye, kovanları bir açtımki aman Allahım. Her taraf verilen şuruplan dolmuş ve yavru alanı o kadar azalmışki.
Hacının renk filan gitti, hacı abi ne iş dedim dediki, kovanlar gelişsin diye hep şurup verdim, tüm çıtaları bloke etmişin dedim ses yok, geliştirecekti güya kovanaları, o biçim geriye gitti ki sormayın. O gün bizim hacıya dedimki, bundan sonra senin arın yok, tüm masraflar benden, ne kazanırsak üçte birisi senin. İlerde de ne zaman ayrılacaksak seçersin 25-30 kovan işi bitiririz.
Daha sonra bir gün nerden konu açıldıysa iş blokeye gelmişti, hacı abi dediki o gün kovanlardan çok ben bloke oldum, yer yarılsa içine girecektim dedi. Çok utangaçtır zaten.

İkinci blokeye ise yogun bal akımı yada nektar bir başka deyişle baskın bal sebeb olur. bal o kadar çok gelirki, arınızın başında degilseniz, yavru çıkan yere bal doldururlur. Birde ara sıra arılıga gidiyorsanız kovandaki isçi arı zinciri kopar. Bu zincir koptugunda kolay kolay kovanı toparlayamazsınız. Özellikle Almanya'daki arkadaşımız Mehmet Yüksel i izliyoruz, kovan içi zinciri kopartmamak için, hasattan hemen sonra yazın kurakta kek veriyorlar, kovan geri giderse bir daha gelecek sezonu kapatıyor, çünkü oralarda gelecek seneki arı şimdiki arındır. Ben iki senedir yazın kek vermeye başladım. Neden kek veriyoruz, dışardan nektar ve polen gelmediğinde anaarı yavruyu kesiyor, kekle suni bir nektar akımı oluşturuyoruz. Kurakta arı geriye gittimi bir daha atak yapamıyor, bazıları hemen atlıyor kovanda bal var niye kek verelim ki diye. Arının geriye gidip toparlayamadıgını bir başka yazıda yazsam daha iyi olacak. Biz blokeye döner isek, yogun bal akımlarında kovanlardaki bal derhal süzülmeli veya kat verilmeli. Bir şekilde anaarının yavrulamasını sağlamalısınız. Çok kitap okumakla veya arılıgınızda çok arınız var diye hatasız arıcısız degilsiniz. Aşagıda iki filim gelecek orada olayları daha iyi göreceksiniz.
Bu resimde çıta bloke olmuş, sırlı bal normal bir akımda oluşmuş, kovanlar yeni nektar akımı başladıgında, çıkan yavru yerine bal basmışlar. Anaarı bu çıtada boş petek gözü arıyor. Sizin başınıza bir iş gelse yada bir şekilde bu durumdaki arınıza bir ay bakamdınız. Bir çokğu anarısını kesecektir, niçin yavru yapmıyorsun diye anaarının işini bitirirler. Her geçen gün arı geriden gelen olmadıgı için çaresiz tükenecek. Siz çok zaman sonra böyle bir kovana mudahale ettiğinizde bile kurtarma şansınız nedir biliyormusunuz, çıkmak üzere olan kapalı yavru verirseniz kurtarma şansınız vardır. Başka türlü bu tür kovanların sonu gelmiştir.
Bu çıtalar 10-15 günde böyle bloke oldular. Güçlü kovanlar daha çabuk bloke olur. Zayıf kovanlar ise kolay kolay bloke olmazlar, bu çıta dolarsa komşu çıtaya geçersin. Ben hatırlarsanız Muğla'ya gitmeden arılarımı ayarlayıp gittim. Giderken bu çıtalar yavruydu, ertesi hafta gittimde yavruların çıktıgı yerlere ballar doldurulmuştu.Biz madem bilgi ve tecrübelerimizi paylaşıyoruz kimseyide yanıltıp konuları saptırmayada kimsenin hakkı yok. Konuyu getirmek istediğim yerse bu sene sezonun büyük bölümünü birlikte geçirdigimiz Mustafa hocamızın arıların sönmesine sebebler bulanlar oldular. Bence boşu boşuna sebeb aranmamalı. Sebeb blokeydi. Önce hastalık dendi, hastalıktan olsa benimde arım ölmeliydi, sonrasında ise radardan öldü denildi. Geçen sene ise benim arımda tam radarın karşısındaydı gene arım ne terk etti nede söndü.
Şimdi filimin başına döner isek, Trakyada ilk sagımı temmuz ayının 12 de yaptık ve Mustafa abi tüm boş çıtaları ve katları aldı arı ne kadarsa o kadar ballı ve polenli çıta bıraktı, ayrıca sağımdan sonrada çıta aralarına boş çıtada girilmedi, o dönemde yavruda vardı fakat balda geliyordu. Ben ise ikinci sagımı agutosun birinde doktordaydık, kendi sagımımızı da ayın 2 ve 3. günü bitirdik. Sonrasında arılarımı alıp gebzeye getirdim ve kek verdim. Biz ikinci sagımda maske giyindik ama arı bize saldırmadı bal geliyordu, başımız açık maskeli bal aldık. Bu süreçte yavru çıkan yere bal basıldı. Mustafa abi Rize'den döndü bir sagımda o yaptı, işin enilginç yanıda burası zaten. Sagımdan sonra Mustafa abi çıtaları yalasınlar diye dışarı bırakmış ve dediki arı kalmamış bizde, çıtalara arılar gitmedi. Hatta zayıf arıları gündüz yükleyip İstanbul'a götürdük dedi. Agustosun 16 da Mustafa abi arıları Gebze'ye pürene indirdi, eylülün 5 de filan arıları şurupladı ve ertesi hafta dediki arılar bitti. Arılar zaten Trakyada bitmişti, bazıları bitik arıyı birden 8-10 çıta arıydı filan demeye başlayanlar oldu ve peşinden de radar devreye girdi. Evet 8-10 çıta arıları bir şekilde öldürmek lazım ama nasıl, bunuda en iyi radar yaydıgı dalgalarla arıların önce yönlerini şaşırttı ve sonrada yönlerini şaşıran arılar kovanlara gelemediler ve söndüler. Blokeden sönerse arıcı hatası, onun için başka çareler üretildi ama yemezler. Aslında bu arılar Trakya'da bloke oldular ve nufus zinciri kopmuştu ve bu farkedilmedi. İstanbul'a götürülen zayıf arılara bir şey olmadı, çünkü onlar zayıftı ve zayıflar bloke olmaz. Bu arada arıların blokesi için geçen süre temmuz 10 dan eylül 20 arası ve arada arının tam sönebilecegi zaman var. Mustafa abi kovanlara çok bal bırakmakla ve boş çıta vermemekle arılarının sonunu hazırladı. Bir kişi arısını söndürmek için bunu yaparmı, arım daha iyi olsun diye yaptı ve bu sene Trakya'da bal gelmesi gereken zamandan sonra geldi ve tüm çıtaları bloke etti.
Resimdeki çıtalar yukardada belirttiğim gibi, Mugla milasa giderken yavruydu, geriye geldiğimde ve bakım yaptıgımda aradan geçen süre 14 gün ve işin garibi, bu yavrulu çıtalar 14 günden daha erken bloke oldular. Biz Muğlaya gittigimizde üç gün sonrası yagış başladı ve nektar akımı hız kesmişken bu bloke oldu, birde araya boş çıtalar girmeme ragman. Hatta o zaman bir kovana kat verdim diye haber yapmıştım, mevsim kat atma mevsimi degildi ama arı sıkışırsa çalışabilecek alanı olsun.
Bu resimleri büyüttükten sonra başka yere kopyalarsanız, yatık şekilde daha da tetaylı bakılabilir. Normalde yatık yükledim, site otomatik olarak dik yükledi, ebatları büyük oldugundandır heralde.
Blokedende kovan söndügünü bu sene tespit ettim. Burada bunları yazarken birilerini kötülemek veya küçümsemek için yazmadım. Aynı hatalara bir başkası düşmesin, ve olayın aslı bu ve başka yerlere olay çekilmesin. Ayrıca özellikle geçen seneki arılarımı koydugum yeri geçen hafta resimledim. Tam radarın karşısındayım ve benim burada ne arım terk etti nede söndü nede yönünü şaşırdı gizemli işleri bırakın. Aşagıda motorun durdugu yerde arıların duruyordu. Kapak üstüne koydugum taşlar bile hala orada. Radarda karşımızda. Zaten kendimde bir hata yaptıysam bunu tespit ettiğimde yazarım aman ben bu hataya düştüm siz düşmeyin diye. Zaten asıl paylaşılması gerekenlerde hatalar ve güzel sonuçlar degilmi. Her gün arılıktan resim yayınlamakmı. Yazılanların içine bir şeyler serpilmeli. Buda tecrübeyle alakalı bir şey. Muğla ve o yörede arıcı yokmu var, ben o bölgeye iki günlügüne gitmişim benim bakış açımla eski görüşleriniz birmiydi. Bizim bilim adamlarımızında arıcılıgı faal olarak yapmaları lazım, uzaktan kumandayla bu işlerden hayır gelmiyor.
Resmin sağ tarafındaki tepenin tepesinde radar var ve tam bu arılıgın karşısıdır.
Tam karşıdaki tepede radar var bizdede mesafesi en az 10 km filandır, belkide daha uzak. Ben geçen sene arımı yukardaki resimde görüldügü gibi buraya getirmiştim.Motorun oldugu yerden aşagıya uzayıp gitmişti.

Paylaşımın başındada dediğim gibi, bu konu pek bilinen bir konu degil, dolayısı ilede kitaplarda da yoktur. Kendi yaşadığım tecrübelerimden derlediklerimi yzdım. Belki ilerde birilerine faydam dokunur.
video

Bu filimi, filim sitesinde izlemiştiniz, ben bu kovan 6 çıtayken şıkıştırmayı kaldırıp 10 çıtaya çıkardım ve 14 gün sonrası aşagıdaki filimi çektim.

video
Ben uygulamalarımla son üç yılı çok şükür kovan söndürmeden kapadım. Bu sene dördüncü seneye girmek üzereyiz, bunları yazarken ben bu bölgece arı söndümedim derken bu bölgede arı sönmüyormu. Bölgede o kadar arı söndüren varki, şu anki sıgırlıkta arılarını kışlatan Cemalettin abi bu bölgede 2009 baharında 100 kovandan fazla söndürdü, Necdet abinin 30 kovandan fazla firesi var, İlhami abi 25 kovandan 5-6 kovanı kaldı, gene aynı köyden Sayim abi var 30 arı kovanından 3-4 arısı kaldı, gene Kargalı köyünden benim ustanın 50 kovandan kovanı kalmadı. Bunlar benim çevremde tanıdıgım kişilerin kayıpları.Ben bu kişilere hatalarını anlattıgım gibi arılıgımada bir zat götürüp uygulamaları gösteriyorum ki aradaki fark ve hatalar ortaya çıksın diye. Bunlar bizim milli servetimiz degilmi. Kim bu kişilere el uzattı, ben elimden geleni tanıdıklara yapmaya devam ediyorum. Lafla peynir gemisi yürümez diye bir laf vardı, sonuçta lafa degil yapılanlara bakılmalı.
Ayrıca benim tavsiyelerimden zarar görenlerde varsa lüfen bunu bildirsin.

30 10 2009

BU SENE İNŞALLAH BAHARA KIŞ İŞİ BIRAKMAYACAĞIM

Dün Cumhuriyet bayramımız nedeniyle tatildeydik. Tatildede arıcının işi hep ne olurki, hava soğuk ve yağışlıysa başka işlere bakılmalı. Hemen geçen seneden kalan tahtalarımız vardı, ne işe yaradılar. Bir kısmını kutu yapmıştım, kalanlarıda kat yapacaktım, kat çok basit bir olay, onu sonra yaparız diyerekten elimdeki tüm tahtaları anaarı kutusuna enledim gitti.
Cemil ve Mahmut usta bana ortalıkta dolaşma, planyayı kullanmıyoruz, tahtalarını orada enine bir çıkar dediler, dedim o zaman bir siper yapınki çalışayım. Ayarı yaptılar ben işe kolyuldum.


Normal şartlarda bu görüntüde tepsinin sağında kesilen istediğiniz parça olması gerekiyor ama oraya siper koyamadık. Tepsinin solunda çıkanlar anaarı kutusu olacaklar, toplamda 60 dan fazla tahta çıktı, her tahta kutunun önünü ve arka yüzünü veriyor. Gene üç gözlü kutular olacak ve her bölme çıkabilecek, bölmeler çıktıgında her kutu kendi başına 12 çıtalık metro kovan haline dönüşebilecek.
Ben sadece tahtaların enine kesimini yaptım, ustalara dedim bir numune yapın, yapmadılar. Yapmamalarının nedeni ise onlarında yetiştirmesi gereken bir işleri vardı. Numuneyi istediğim şekilde yapsınlar onun seri kesimini ben yaparım. Kovan olsun kutu olsun, çıta olsun büyük miktarda yapılacaksa kesin önceden bir tane numune yapılacak, yoksa bir yerde hata olursa ve siz bunu tahtaları dogradıktan sonra öğrenirseniz, gerisini anlamışınızdır.


Balkondaki 62 nolu saf karniyol anaç çoktan beri kafama takılıp duruyordu, geç bile kaldıgımı düşünüyorum. Arı çok zayıftı buna verdiğimde bir türlüde gelişemiyor, zaten gelişmesinide istemiyordum. Kış geliyor ve güçlü olması gerekiyor, hemen kapalı yavru takviyesine başladım.
Birde metroda arı enine yayılıyor, salkım için büyük çıtaların daha sağlıklı oldugu yönünde yazılar okumuştum. 62 Nolu saf karniolu katlı kış salkımına sokmayı pilanlıyorum. Tahtaların enlenmesi bitince birde katlı 8 çıta alabilen metro kovan yaptım. Metroların her boyu oldu , 20 çıtalı katlı olursa 40 çıtalı, 3 çıtalı ve şimdide 8 ve katlı 16 çıtalısı. Heralde ilerde tek çıtalıgınıda yapıp, anaarı kafesi yollayacagıma minik metro kutuları yollarım, anaarı kestirenlere özel diye::))
Bir günü yedik ama bayagıda iş çıktı. Tahtaları biçtiğimde iş hacıya havale edilecek, gezsin bakalım, yakında Gebze'ye düşecek.
Akşam geç vakit eve hareket.
Bu gün ise 30 ekim cuma. Hemen hava iyiyken, yeni yuvalarına aktarıverdim gitti.
Kutu çıtaları küçük ve üzerindeki bal biterse yan çıtalara geçemeye bilirler diye bu katlı kışlatma düşünülmüştür. Normal şartlarda kovan içinde salkım ve yavru karpuz örnegi verilerek anlatılır. Metroda karpuz şekli oluşturmak çok zordu, ançak etli ekmek şekli uyuyor. Şimdi biraz daha yavru takviyesi yaptıkmı, gerisi kolay.
Pembe metroda yayılmışlardı, bocalayıp duruyorlardı, şimdi toparlandılar.
Yeni evlerini begendilermi bilemiyorum. Yavru takviyesi yaptıgımdan içlerinde degişik renkte melez işçiler vardı. Fakat bu görüntüdeki tüm işçiler karniyol işçisi.

28 10 2009

MİLAS YORUMLARIM VE SON BAHAR BİTTİ GİBİ

Geçtiğimiz günlerde bir Ege gezimiz olmuştu. Bazı şeyleri yayınlasakta bazı şeyler arada kaynayıp gidiyor. Gezi için ise söylenecek çok şey vardı, geziye katılan ve katılmayanlar bir çok şeye vakıf olmuşlardır. Biz çok menmun olduk, bidaha diyoruz ama geziler ek mali yük içerir::))

Gezi bitip normal hayatımıza döndük, bir site ve arıcılık formu kurma çalışmalarım var, başta isim bulmadık. Düşündüğünüz tüm isimler bir şekilde bloke edilmiş vaziyette, site olarak açık olmasada bu işi takip edenler isimlere az bir paraya alıp, isteyenlerede pazarlayanlar bile var.
Bir kaç isim üzerinde karar vermek üzerieyken, Oktay abicim arı bakanını alsana dedi. Bir kontrol ettik arıbakanı.Com boştaymış, bize bu isimi aldık. Site ve forum işi bana çok yabancı ama öğrenecegimi sanmaktayım. Şu an bu isim ve bir hostink alındı, inşallah hakkımızda hayırlı olur.
Ege gezimizin başından itibaren bu ağaçtan o kadar bahsedildiki. Nimet abi telefonda diyorki, Bodrum yoluna girin ilerde ağaç var, oradan sola dönerseniz köye gelirsiniz. Bu kadar açık bir adres tarifi kendim adres bölümünde çalışmama rağmen görmedim, tarifi verende karadenizli::))
Egede ağaçsız yer tarif edilse olurda ağaçtan dön denilirse ayvayı yersiniz, çünkü her taraf ağaç.
Yanlız agacı giderken degilde dönüşte resimledik ve biz Milas'a hareket ederken hava karmıştı bile. Bu ağaç Milas Bodrum yolu ortasında çok büyük bir ağaçmış, yol bölünük ve ortasında. Tarihi diyenler bile var, devasa bir ağaç işte.



Milasa vardığımızda ilk kovanların durumlarına bakmıştık. Durumlar süper görünüyor arıcıların arısı güçlüyse sağım üstüne sagım yapıyorlardı. Çam balı güçlü veya baskın salgı yaparsa 5-6 çıta arı 5-6 günde bloke olabiliyor. Onun içindirki çam bölgesinde arısı olan kişi arısının başında olmak zorunda. Bir başkası sizin arınıza ne kadar bakabilir bunuda görmüşüz. Gezi ekibinin içindeki Murat Gürel kardeşimizin arısını köyden birisi bakıyor, arı pamuktan çama getirileli 20 gün olmuş, üst kapak çivilerini biz söktük. Arıların gücü ise 3 çıta ortalama zor gelirdi. Murat Gürel'in morali bozulmuştu, bir tarafta sagımlar yapılıyor bir tarafta çama gelen arının kapagı 20 gündür açılacak.
Konferanslarda yapılan araştırmalarda kuvetli bir arının 4-5 günde bir kat yani nerden bakarsanız 25-30 kg bal getirdigi bahsedilir.
Fakat bu bilgileri bir türlü hayata geçiremedik, geleneklerden kopmak imkansız gibi, ben kaç senedir bunları başarmak için savaşıyorum ama bir yerlerde hata yapıyorum.
Bir taraftada geleneklerine devam edenler, arın güçlü degilse balında az olacak. Gelecek senenin arısını bu sene hazırlamaz isen seneye hazırladıgın arı kendisini toparlayana kadar sezonu hep yiyor. Benim bundan sonraki hedefim 20 çıtalık kuluçkalık, bu Egedekilere o kadar ters ki, adamlar bir çıta arı oldumu, baharda nasıl geliştirdiklerini anlatıyor. Bunlar düzelirmi derseniz heralde benim ömrüm yetmez.
Beykoz Akbaba köyü arıcılarında Aziz Mumcu, Oktay için güçlü arılarından birisine karakovan balı yaptırmak için kasnaklı çıta girmiş. Sizin bu tarihte geleceginizi bilseydim dedi, daha önceden bı çıtaları koyardım ve alır giderdiniz. Arılar kasnaga petek örmüşler ve bal getiriyorlardı.

Şimdi arıcıları ilgilendiren en önemli konu balların pazarlanması veya satışı ve karşımızdaki toptancılar.
Toptancılar çogaldıkça fiyatlar artacagına, bizde tersi oluyor, fiyatlar düşmeye devam ediyor. Bu konuda bir çok meil veya telefon alıyorum, şu bal fiyatlarrını ve durumlarımızı bir gündeme getir diye. Sebebi ise çok izlenenlerden biri oldugumuzdan.

Arıcılık dışardan magazin gözüyle bakıldıgında oo ne güzel ormanda piknik yapıyorsunuz denilsede, bu kişiler evlerini barklarını bırakıp, gurbet gurbet gezmekte, bir çok yerdede bal yerine sıfır çekilmekte.
Aziz Mumcu hem arıcı hemde kamyonculuk yapan birisi, kendisiyle konuştugumuzda kamyonun senetleri var diyordu. Sagım yaptıktan sonra bir kaç toptancıya bal vermek istemiş, ihtiyaç var senet ödenecek, orada para lazım, evinize uzaktada olsanız evedekilere para yollamak zorundasınız.
Verilen fiyat bu sene duydugum en düşük fiyattı. Bir teneke Teneke çam balına verilen para 96 lira. Bir firma reçel yapıp bal tenekesine koysa kesinlikle daha fazla paraya satar.

Durumlar çok vahim, gözüküyor.

Milas'ın Hayıtlı köyündeki arıcı arkadaşlarımızın yanına vardığımızda önce kavaltı yapıldı, akşam için hemen ek kamelya inşaası başladı. Çevre köylerden ve köylülerden oluşan bir misafir gurubu akşama yemek ve alem işlerine katılacaktı. Üç masayı yan yana koyduk, masada alemciler, fantacılar ve çaycılar yerlerini aldı. Bu köye 600 kamyan arı gelmiş, 200-300 metrede bir arılık vardı.
İnşaat bitti hazırlıklar devam edilirken bir resim daha. Daha geniş resim görmek isteyenler resim sitemizi ziyaret edebilir. Akşam yemekler yenildi çayımızı içtikten sonra gece biz ormanda gezintiye çıktık, Saim Oktay ve ben bayagı bir yürüyüş yaptık. Gece saat 12 oldu hala bizimkiler devam ediyordu muhabbete, biz yemege katılanlardan birisinin evine misafirlige gidip, ilk gün akşamını ve gecesini bitirdik.
Bu arılıktaki en çok ilgimi çeken mangal.Mangal diyorum ama mangal ötesi bir şeydi, Bulsam kesin alıp, doktora gütürp denetecektim nasıl pişiriyor diye. Heralde kış boyu yanımızdan ayırmazdık, her gittigimiz yerde mangal ötesi testleri yapardık.
Harbiden ilginç bir mangal, üstüne toprak kap oturtulmuş, kiremitte balık asıl bunda olurmuştu. İster ızgara yap ister güveç.
Milasın köylerindeki kişilerin öyle acayip lakapları varki, bazısını söylemek imkansız gibi ama oradakiler o kadar doğal şekilde söylüyor ki.
Resmin en sağındaki kişi ise köydeki yerli arıcı yunan dayı. Ne kadar acayip bir lakap ama bu en anomal olmayanı. Hatta yunan dayı birde atasözü dedi çamda bal bitmez, ................... diye.
Tütünü ne çekiyordu be, eski günlerim geldi aklıma.

Hayıtlı köyünde ilk akşam çok acayip bir süprizle karşılaşıldı. Resmin sagındaki kişi Emin bey. Bir ara dediki ben İstanbul'daki arıcı Muhteşem Turuncu tanırım, içimden len bu ne diyoru dedim hastamı ne, zaten başımızda bir Turunç vardı, birde Turuncu çıkarma .
İçimdende bu sallıyor demeye devam ediyorum, nerden tanıyorsun dedim dediki dur telefonuda vardı, görüşürüz deyince, dedim telefonu ne , ana bir baktım bizimkinin telefonu be. Yuh dedim dagın başındada belayı bulduk yani, içimizde ajan var dedim arkadaşlara ve dikkatli olmaları konusunda uyardım::)))


Gezimizin ikinci günü Emin beyin Çömlekçi köyünede gidildi ve arıcılık sohbetleri edildi, kullandıkları arı ırklarını sordum, kafkas bizde ikinci, üçüncü kırması iş yapıyor dedi. Bu bölgede zaten bir çok ırk deneniyor, anladığım kadarıyla Muğla arısıda yok olmak üzere. Başta italyan, papaz arısı, fakat karniyolu tanımıyorlar, seneye bir çok arıcıya karniyol gönderecegim. Burada kış yokmuş ve hızlı gelişen arılar çok önemli.
Karniyol arısdı Muğla arısından daha hızlı bir arı, birde geliştiginde başındaysanız oğul problemide yok, bunlarıda görüştük.
Emin Oral Çömlekçi köyünün en zengini, hali vakti yerinde olup yaklaşık 200-400 arası kovanla çalışan birisi.Aynı zamanda organik seracılık yapıyor. Resimin en arkasında sol baştaki duran kişi Mehmet Oral emin beyin abisi, Murat Gürel, şapkalı sıra adı Dursun ,ortadki kişi iseAhmet Bayrak Tepecikköyünden arıcı, Saim Gürel, Oktay, Emin Oral, Nimet Çubukçu, en öndeki genç ise Emin beyin oğlu Tolga Oral. Güzel bir ziyaret sonrası vedalaşıp ayrılıyoruz, ilerde görüşmelerimiz devam edecek, buradaki arıcılarada karniyolu denettirecegim. Hemde bir kaç degil sayıları bayagı var ve bunların hayatı arıcılık, bizim gibi degiller yani.


Oktay hanımını arayıp güzel halı var alayımmı dedi, yengemizde al dedi. Gezi bitimi ben buraya kadar gelmişken kışlık zeytinimi toplarım dedim, herkes zeytinliğe.
Oktay ise halılardan birisini begenip aldı. İçi dışı yün halı, iki kişi normal ev işlerini yaparken 2 ayda bitiriyorlarmış. Tek kişi devamlı dokuma yaparsa bir ayda bitiyor bir halı, tabi ebatları degişiyor. Aldıgımız halı 350 lira idi, 100 lirası yün ve ip parası tutuyor dediler, düşünün 250 liraya iki kişi iki ay ilmek atacak. Bzim evimizdede eskiden halı dokunurdu bilirim zor bir iş.
Bu arada ekipteki bizim İlyas Uyanık biz gezerken sagım yaptı. sagıma girsek gezemeyecektik, ekipte iyidi onlar sağdılar biz gezdik. Arabanın aldıgı kadar balı yükledik ve yolculuğun dönüş ayagına geçildi.
Yolumuz üzerinde giderken gördüğümüz pamuk tarları vardı ve inip bakacaktık. Dönüştü inip baktık, birrer ikişer dal alıp herkes evine götürü. Ben ilk defa pamuk bitkisini ve meyvesini gördüm.
Devamında ise yolun ortasındsaki büyük agacı, resimledik, İzmir narlıdereye varıldı, Oktay bey bize evdeki hazır yemekleri ikram edip, üstüne çay ve Türk kahvesi ikram edip yolcu etti. Pazartesi saat 5,30 gibi ben evimim kapısı önündeydim haşat olmuşuz ama çok çok haşat olmakta fayda var. Geziyide böylece noktalayayım, belki ilerde o bölgeyle alakalı resimleri kullanabiliriz.
Resimlerin bir çogu bu linkte.
http://arivedoga.blogspot.com/
saim Gürel kamerasından seçilenler
http://arivedoga.blogspot.com/2009/10/milas-resimleri.html
benim kameradan seçilenler
http://arivedoga.blogspot.com/2009/10/milas-resimlerimizden.html

Hafta arası kışın bazen acı krızim tutar, bir kaç çeşit acı turşusu yaptım. Normalde turşuya aram yoktur, olsada olur olmasada ama acı ara sıra gerekiyor sanırım.
Muğla yöresinden getirdigimiz pamuk dalları, benim Furkan Emre okuluna götürdü, arkadaşlarına göstermek için, öğretmenide dallar okulda iki gün kalsın, tüm sınıflar görsün demiş, tün sınıfları dolaştırmışlar. O kadar bakan ve ilgilenen olmuşki, bizim yöremizde bulunmayan bir bitki, dolayısı ilede ilgi çekiyor.
Bu pazar yani resimlerde artık tarihte var, birde yüklemede başka bir şey öğrendim, artık bloklarınızın limiti dolmuyor. Normal bir blok kurdum, resimleri yükledim, resim sitesindeki resimlerin ebatı sokak posteri yapılacak boyutta kalitli, ve yükleme sonu yeni blogun % 3 nü kapsadı. Yani 37 MB lik bir yer işgal etti. Bunu htlm ye çevirip kopyalayıp resim siteme attım, resim sitesinin 148 MB lik alanı doluydu, resimleri aktarıp yayınladım hala 148 MB olarak kaldı. Bundan sonra blokların limit sorunu bitti.
Hafta sonu İlhami abi yardım etmişti. İşleri bitiremedik, nedeni ise günler kısaldı, arıyı sabah sabah açamıyorsun havalar ısınana kadar bekleniyor, erkenden hava kararmaları. Bende ertesi günü tetrar gittim. Cemalettin abide yarına bende arılıkta olacagım demişti. Bu arılıkta baharda çok fire verildi, dünya arı öldü, çukurda bir yer, bana göre sıgırlık mevkisinde en güzel arılıklardan birisidir.
Bir çok arı almasına rağmen hala bir sürü kovanı boş duruyor, ben tüm arıcılara elimden gelen yardımı yapmaya çalışırım. Cemalettin abiyede gerekli bilgi ve yardımı verebilecegimi ilettim, söylediklerim kendisine mantıklı geldi. Benim arıları sardıgım şekli de gösterdim. Arılarımın durumu hoşuna gitti. Benim arılarım şu an kış gelse bile kışa hazır, sadece bir kat daha çuvat örttümmü tamamdır. Çünkü arı zaten gerekli sıkıştırma uygulanmış ve devamlıda çalışma alanı verilmiş. Üç sene içinde bu yöntemim sayesinde bir kovanım sönmemiştir.
Fakat geçtiğimiz sene üç kovanım ansız kaldı, bunlardan biriside Alman F1, bunada yapacak bir şey yok. Siz arınızın anasının yaşını biliyorsunuz gücünü biliyorsunuz ve bu arıya bir şey olmaz dediniz ve anaarı kaybetmişse bu arıcı hatası degildir. Arıcı hatası ise bilerek veya bilmeyerek yaptıgı haytalarla bir çok kovanı birden söndürmektir. Ben üç senedir arı söndürmüyorum ve bunuda başarı olarak görmekteyim. Bu bölgede arı ölmüyormu derseniz o kadar kovan söndüren varki.
Bu sene Cemallettin abimizin arıları fena degil, keki Trakya sonu verdi, artık son bahar ve ilkbaharda kek vermeyecek. Şu an kek verenlerin tarlacı arıları bahara çıkamayıp, kekle ugraşırken ömrünü tamamlayacak. Kek kurakta ve yavruyu teşviş amaçlı bir keklemedir. Salkıma girmeye çalışan arılara kek verilmez, vermek isteyenlerde verebilmek için bahane aramadan versinler. Yazında kek arıya zarar veriyor ama bir arı ölürken üç arı doğurtuyorsunuz, kek bunun için zaten. Salkıma girecek bir arıyı öldürürseniz yerine yenisi baharda gelecek.Bununla ilgili bir çok yazı yazdım, önceleride bende kek veren birisiydim, kek verdikten sonra baharda arıların musluk üzerinde kıvranıp öldüklerini çok zaman sonra anlayan birisiyim.
Cemalettin abinin yeni barakası, dışı alimünyum saç ve içi strafor malzemeden yapmış, diyorki ne soguk nede sıcak geçirir.
Aydın yöresinde bu kulubelerin seri üretimleri var. Kulube yapacaklarada bu malzeme hem hafif hem saglıklı olur diye buradan paylaştım.
Bir buzdolabı, ben ilk defa gördüm, mutfak tüpüyle çalışıyormuş, hayret. Hem ceryanlı hemde tüplü bir buz dolabı.
Kulubede gözüme çarpan bir varroa ilacı. Rus perizini bu toz olarak üretilmiş ve çok ucuzdur. Bir ara kullanmıştım, aldıgım kişi çoktan beri getiremiyor.
Daha sonra bir önceki gün bakanmadığımız kovanları açtım. Bu üç resimde aynı kovanın yana yana olan yavrulu çıtası. Güzel bal gelmiş biz egede geçerken, aralara çıta girmem çok iyi olmuş, hatta bazı kovanlara az çıta bile girilmişti. Resimlerde görüyorsunuz, yavru çıkan yer bal dolmuş, birde çıta girilmeseydi bu kovanlar yatacaktı.
Birde şuna karar verdim, Gebze'deki arılarda o kadar mücadele etmediğim halde yok. Ormandaki kovanlara ne yaparsanız yapın bir türlü varoayı bitiremedin nedenide komşu arılıklar , bunun başka izahı yok.
Daha önceden yazdıgım gibi sagım yapılacak olsa kovanlarımızda bal çok, inşallah sorunsuz bahara çıkarız ve son baharda bitmek üzere. Haberi yaptıgım saatlerde hava yağıyordu ve ileri günlere doğruda sıcaklık düşüyor. Sezon arık kapandı gibi.
Bu arada iş bitimi topladıgım mantarları közde pişirip yedim, bu yazıları yazıyorsam bir şey olmadı demektir.

24 10 2009

24 EKİMDEN İZLENİMLER VE KARAKOVAN FALİYETE GEÇİYOR

Bilindiği gibi geçen hafta bir Ege turu yapınca, arıların genel bakımlarını bu haftaya bırakmak zorunda kalmıştım. Bu hafta ise bir gün öncede İlhami abi ben yarın istersen yardıma gelebilirim dedi. Bende gel abi dedim ve sığırlık mevkisindeki arılıgımıza gitmek için benim düldülle saat 10 gibi yola çıkıldı.
Yolumuzun üzerinde Cemalttin abiyi bal satarken gördük, mis gibi semaverde çay demleniyordu ama işimiz oldugu için çaya kalmadık. Cemalettin abi baharda bir çok arı söndüren Gebze'li arıcılardan birisi, baharda bir avuç arılara kek vermişti ve sağlam kalan arılarında ipini çekmişti. Bu sene baharda bir sürü arı almak zorunda kalan birisi. Daha sonra kendisiyle görüşüp, gerekli bilgilri verdim, bu kışa benim dediğim gibi arıları sıkıştırıp sokacak bakalım sonuç ne olur. Kendisi Belediye emeklisi.
Arılıga vardıgımızda saat 11 filandı ve sanki yazdan bir gün vardı. Pürenler büyük ölçüde yanmış olmasına rağmen öğleden sonra bile arılar polen getiriyordu.
Bu kovan 10/10/09 da filimlenen kovandı. Bir çok kişinin garibine gitmişti araya çıta girmem. Bu gün tekrar bu kovanın filmini ilhami abiyle çektik.(filim çözünürlügü fazla onunca yükleyemedim, pazartesi dr.abimden filim kesme dersi alıyorum) Arı ilk filimde 6 çıtada çalışıyordu, duvar çıtasına bile yavru atılmıştı. Bu günkü görüntü ise 9 çıtaya bal atılmıştı, girdigim çıtada fule yakın bal atılmış, hatta bazı yerini sırlamış. Ben kovanı o haliyle bıraksam bu kovan yavru çıkan yere bal basıp yatacaktı, şu an hem yavru devam ediyor, hemde arının bal koyabilecegi alanı var.
Kocayemişten nektar gelmeye devam ediyor her taraf tekrar kocayemiş çiçegi olmuş. Yavru faliyetinde azalma var, zaten 14 gün öncesi belirtmiştim, bu günlerde ne kadar yavru attırırsak kar diye. Geceler soguyunca yavrulamada azalmış durumda. İnşallah hiç kış yüklemesi yapmadan arıları kışa sokacagım.
Her kovandan 2-3 çıta bal alıp sagım yapmayı ben istemiyorum. Ayrıca bunuda hasat olarak görmüyorum, belki 60 kovandn 8-10 tene bal çıkacak ama tekrar geri yüklemek ve arıların düzenini bozmak ta işime gelmiyor. Yani her kovandan şu an bir kaç çıta bal alınabilir.

Arılarımızın çalışırken alanları olup olmadıgını kontrol ettik, bir kaç kovana kapalı yavru verdim. 60 kovanın içinde bir kaç kovanı adam etmek çok kolaydır, hatta 15-20 günde zayıf kovanı arılıgın en güçlüsü yaparsınız.
Arılıkta işimizi bitirip, yemek için kaynak suyu çıkan yere gittik. Suyumuzu doldurup sofraya oturduk.
Menüde bir sürü yiyecek, mevcut başta kuru soğan olmak üzere.
Yola çıkarken hışırın yerine gidip, balık siparişi verdik, daha başlamadık deselerde, dedimki salata ve ekmek istemiyoruz, pişir ve paketle. İlhami abinin çantasındada domates, elma, mandalina çıktı. Bende evden çıkarken Vecdi abimin yoladıgı armutlardan almıştım. Hepsini götürdük. Buz gibi suyuda üstüne yuvarladık gitti.
İşimizi bitirdik, etraftaki komşulara baktık, yörük Mehmet abinin ağılın yanına bir posta yeni arı indirmişler gene. O resimleri yüklerken atlamışım.
Sonrasında Osman Ünal'ların arılarına gittik. Geçen hafta arası gittiğimde ugrayamamıştım. Arılıkta olumsuz bir şey yoktu. Benim en korktugum arıların kapaklarının uçmasıdır. Bir kovan yagmalanırsa yangın gibi tüm kovanlara yayılır ve tüm kovanlar birbirine girer.
Osman'ların arılara bakarken İlhami abi kocayemişlerden götürüyordu.
Kocayemiş çiçeklerinde bir çok arı vardı.
Bu resimde bir başka çiçek var, bu bölgede pamukleyen diyorlar, bizim memlekette olmaz. Bu çiçek mayıs ta olur haziran sonu filan biterdi, buda şaşırmışlardan, aşka gelip açmış, Muğla milas'dada iki yerde açıgını gördüm bu çiçegin.
Havaları sıcak gidiyor. Kocayemişten tüm çıtalarımız dolacak inşallah.
Dönüşte taze hacıya ugradık. Seraya bir girdik aman Allahım, sanki sauna. İki dakkada öyle terledimki. İlhami abi zaten geç kalmıştı, fazla duramadık ve ayrıca kendisini çlıştıgı fabrikaya kadar götürdüm. Birde Darıca yaptık yani.
Bu arada Vira Bismilah diyerekten hafta arası, Cemil ustanın dükkandaki balık sezonunu açtık.
Vecdi abimin yolladıgı karakovanda yavaş yavaş iskeleye doğru yanaşıyor. Karakovan aceleyle yapılıp yollanmıştı, ve kapakları yaş tahtadan oldugu için çarpıldı. Bende kapaklarını söküp elimizdeki kuru tahtalarla degiştirmişim. Vecdi Küçükyılmaz bir çok kişiye bu kovanları hediye yolladı. Kendisi ne diyeyim bir acayip biri işte. Kendisine teşekürde edemiyorum, yoksa başka bişi yollar::)))
Hatırlarsanız geçen sene bir kütügümüz vardı. Bir çok kişiyi feci şekilde öpmüştü, hatta birisi dibine kadar öpülmüşki geçenlerde mırıldanıp duruyordu. Bu seneki seçtiğim öpücü ise karakovan.
Arılıkta bir kovan belirleyip, şu sıralarda bir iki çıta kapalı verdim, yaklaşık 4-5 çıta olarak önümüzdeki ay silkelenecek. İlk etapta 10 kg. şeker ve 10 litre suyla yaptıgım inverti verecegim, sonuçlar her zamanki gibi devamlı bildirilecek. Hadi hayırlısı olsun bakalım.





Memleket ne kadar ilginç dimi. O kadar bilimcimiz var, hiç kimse ortaya çıkamıyor, bu diplomalar ne işe yarar diye sormaktayım kendime. Geçen sene invert şurup nasıl yapılır kek nasıl yapılır bunları yeni öğrenmiştik. İnvert zararlıysa ilk arıları öldürürdü, arılar ölmedi ama birileri ölmekten beter olmuş durumdalar. Kışın kek satışları düştü, hatta ilerde tamamen bitecek, buda bir çok kişinin nemalanma ve geçim kaynagına dayanıyor. Millet sağlıgını düşünenler, aynı yeşiller gurubu gibi, ülke yararınada olsa bir yerden bunları yönlendirirler hep hayır derler, hayvan hakları savunucuları vardır, sokatan evine bir köpek bile götürmeyip sov yaparlar. Bizim bilimcilerde ne hikmetse artık şovda yapamıyor, öyle bir ikilende kaldılarki, kendileri araştırma yapamıyor, çevirilerde hep ikilemde, Almanya gibi bir çok ülkede invert şurup tankerlerle arılıklara veriliyor, orada insanların sağlıgını hiç düşünen yok. Diploma sahipleri ülkeye yön vermeli, nerde o günler, bir ara yazmıştım cuma suresinin 5. ayeti vardı. Orada derki "Azimüşşan’da ilmiyle amel etmeyen kimseler “kitap yüklü eşeklere” benzetilmektedir. Malisef bizdeki diplomalar........ anladınız degilmmi. Allah diplomalı cahillerden bizi korusun.